bloguma hos geldiniz
Es Selamun aLeyküm Ve Rahmatullahi Ve Berekatuhu Ebeden Ve Daimen
Cenab-i Hakkibulan neyi kaybeder ve Onu kaybeden neyi kazanir. Onu bulan herseyi bulur. Onu bulamayan hicbirseyi bulamaz, bulsa da basina bela bulur. Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife imanini kurtarmaktir. Baskalarinin imanina kuvvet verecek bir surette calismaktir. En hayirligenc odur ki; ihtiyar gibi ölmü düsünüp ahiretine calisarak, genclik hevesatina esir olmayip gaflette bogulmayandir.. Onu taniyan ve i
" Allah'ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine ürün verir).
" İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir."
Hz. Muhammed (s.a.v.)
Günün Sözü
" Aşk denilen yüce hakikati, ilm-ü fazilette, defterde, kitap yapraklarında arama, orada yoktur, bulamazsın. Halkın dedikodu ettikleri yol, âşıkların yolu değildir, onların yürüdüğü yol, bambaşkadır,..Aşk, öyle ilâhî bir ağaçtır ki, kökü, dalları ne yere, ne de arşa dayanır. Aşk ağacının kökü ebedde, dalları ezeldedir." Hz. Mevlâna Muhammed Celaleddin-i Rûmî (k.s.)
Günün Duası
Allah’ım, Hz.Muhammed ve âline salat eyle ve Bizi, dünya üzüntülerini unutturacak bir yakîn derecesine erdir. Bize haksızlık edenden öcümüzü al, düşmanlık edene karşı bize zafer ver.
Bizi dünyanın ardında koşturma; dünyayı, en çok düşündüğümüz,
tasasını çektiğimiz bir varlık haline getirme, dinimiz hususunda eksiklerimizden ötürü
bizi belâlara düşürme. Günahlarımız yüzünden Senden korkmayan,
bize acımayan kimseleri üstümüze salma.
Âmîn... Âmîn... Âmîn..
Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina muhammedinil fatihi lima uğlika vel hatimi lima sebeka ven nasırıl hakki bil hakkı vel hadi ila sıratikel müstekıymi sallellahü aleyhi ve ala alihi ve eshabihi hakka kadrihi ve miktarihil aziym.
1. Ibadetin en efdali, Allah (z.c.hz.)'ne husnuzan etmektir. Allah buyurur ki: "Ben kulumun zanni gibiyim." (Allah'i nasil bilirseniz Allah da size ona gore davranir) Ravi: Hz. Ubeyye (r.a.) 2. Sizin agizlariniz Kur'an icin yollardir. Onlari misvakla temizleyin. Ravi: Hz. Ali (r.a.) 3. Ummetim, ummeti merhumedir. Ona ahirette azap yoktur. Onun azabi, dunyadaki olum, zelzele, sIkintilar ve fitnelerdir. Ravi: H. Ebu Musa (r.a.) 4. Guzel ahlakin ifadesi sudur: Dunyadan nasip olana razi olur, nasip olmayana da kizmaz. Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.) 5. Kiyamet gununde her merhalede Bana en yakin olaniniz, dunyada Bana en cok salat ve selam getirerinizdir. Kim ki Cuma gunu ve Cuma gecesi Bana salati serife getirirse, Cenab-i Hak, onun yetmisi ahiret ve otuzu dunya ihtiyaclarindan olmak uzere, yuz hacetini giderir. Sonra Allah bir melegi vazifelendirir. Size nasil hediyeler gelirse o da kabrime girer. Bana salat edeni haber verir. Adi, nesebi ve kabilesine kadar. Ben de beyaz bir deftere yazarim. Ravi: Hz. Enes (r.a.)
"Madem önceden biliyor ne yapacağımızı, o zaman ne yaparsak yapalım O'nun bildiğini yapıyoruz. Boş yere uğraşıp duruyoruz. Kaderin mahkûmuyuz."
Hemen kalk yerinden bir takvim yaprağına bak. Orada senin de önceden bildiğin şeyler yazılı. Güneşin, meselâ üç ay sonra, oturduğun şehirde hangi dakikada doğacağını ve batacağını yazmış olmalılar. Artık sen de önceden biliyorsun. Acaba güneş, sen öyle bildiğin için mi o dakikada doğuyor? Yoksa güneş o dakikada doğacağı için mi sen öyle biliyorsun? Gördüğün gibi, bilmek olmayı belirlemez, olmak bilmeyi belirler. Bir iş olmuşsa/olacaksa, öyle bilinir. Bir iş nasıl bilinirse, öyle olmaz. Öyle bilindi diye öyle olmaz. Öyle bilinecek diye öyle de olmaz. Allah’ın da önceden bilmesi, ne edeceğimizi belirliyor değil. Bizi böyle ettiğimiz için, O önceden öyle biliyor. Yoksa, O’nun da sonradan bilmesini mi arzu ederdin. Zamanı yoktan var eden, sence zamana mahkûm mu olsun? O da mı “az sonra”ları beklesin?
*** "Hayır ve şerri Allah’tan biliyoruz. Üstelik, böyle iman etmemiz isteniyor. Şer Allah’tan ise ben var olan bir şerri tercih ettim diye, bir kötülüğü seçtim diye bana niye günah yazılıyor, niye hesap soruluyor?"
Sanıyorum, en son girdiğin test sınavını unuttun. Sınav kâğıdında, her sorunun altında bir doğru cevap, dört yanlış cevap yazılıydı. Yani, elinde tuttuğun kitapçıkta “yanlış”lar “doğru”ların dört katı fazlaydı. Hiç sınav kitapçığını/kâğıdını hazırlayanlara, “Niye bu kadar yanlış yazdınız?”diye itiraz etmek aklına geldi mi? Onların “yanlış”ları yazmaları sence “yanlış” mıydı? Elbette ki hayır! Onların yanlışları yazmaları senin doğruyu seçme yeteneğini görmeleri içindi. Onların yanlış yazmaları yanlış değil, senin yanlışı seçmen yanlıştır. Bunun gibi, dünyada doğrular da var, yanlışlar da… Yanlış olanın önünde seçenek olarak durması yanlış değil. Senin onu seçenek olarak seçmen yanlış! Bu kuralı büyüklerimiz, “halk-ı şer, şer değil, kesb-i şer şerdir!” diye yazmışlar. Anlayacağın: Allah’ın kötülüğü var etmiş olması kötülük değil, senin kötülüğü seçmen kötülüktür.
***
"Kader belirlenmiş, bize yapacak bir şey kalmamış.. Madem ki, Allah cennetlik mi cehennemlik mi olacağımızı baştan biliyor. Bizi niye yoruyor, en başından koysaydı ya cennetine ya da cehennemine?"
Dünyada ne edeceğimizi biliyor Allah: Doğru. Önceden biliyor: Bu da doğru. Peki ya O’nun önceden bildikleri sonradan olmazsa, O neyi bilmiş olacak! Sonradan olacaklar olacak ki, önceden bilmesi doğru olsun… Farz edelim ki, “biliyorum nasılsa” diye hiçbirimizi dünyaya göndermeden cennete/cehenneme koyuverseydi. Dünya hiç olmasaydı. Hayat hiç kimse tarafından yaşanmasaydı. O zaman O’nun da bildiği şimdiki yaşadıklarımız değil, “biliyorum nasılsa” diye başından cennete/cehenneme koyulduğumuz olacaktı. Sonradan bilmek için bir şeylerin önceden olması gerektiği gibi, önceden bilmek içinde bir şeylerin sonradan olması gerekir. Şimdi olan bitenin hepsi O’nun önceden bildikleri ama bizim olduktan sonra bildiklerimizdir. “Ben kaderin mahkûmuyum” derken, acaba, O çok önceden öyle biliyordu diye O’nun bildiğine göre mi davranıyorsun? Bunu yapabilmen için, O’nun önceden bildiğini O'ndan önce bilmek gibi bir yeteneğin olmalı. Bir eylemi yaparken, önceden yazılmış bir şey okuyarak yapmadığına göre, senin eylemlerini kaderin belirliyor değil, sen kaderinde ne yazıldığını/yazılacağını belirliyorsun. Ne yapıyorsan, o yazılıyor kaderine. Şimdi yaptığını sonradan öğreniyorsun. İşte kaderin de o sonradan bildiğine göre yazılıyor. Sonradan bildiğine göre önceden davranabiliyor olsaydın, örneğin bir sınavı hemencecik kazanabilirdin, diplomanı fakülteye girer girmez de alırdın! Çok kolay: “Kaderimde diploma alacağım yazılmış, öyleyse yan gelip yatsam da, diplomamı alacağım” deyip de yan gelip yattığında, sadece yan gelip yatmış olursun. Böylece kaderinin de “yan gelip yattığı için diplomayı alamadı” şeklinde yazıldığını çok sonra fark edersin!AYAKLARI ŞİŞİNCEYE KADAR NAMAZ KILAN BİR PEYGAMBERİN(SAV), GÖZLERİ ŞİŞİNCEYE KADAR UYUYAN BİR ÜMMETİYİZ. Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne, Acırım tükrüğe billahi tükürsem yüzüne.. Medniyet dediğin soymaksa bedeni, Desene hayvanlar bizden daha medeni..
Medeniyet söküp atmaksa baştaki ağı, Sizden daha medeni afrika yamyamları Eğer medeniyet açmaksa bedeni Desenize, hayvanlar sizden daha medeni